Köle Nedir? Köleliğin geçmişi

Köle, insanlığın bir zamanlar yaşadığı ama artık rüyada bile görmek istemediğimiz bir gerçek. Güçlüler karşısında haklarını kısmen ya da tamamen kaybetmiş kişilere, genelde köle denir. Kölelerin bazılarının yüzleri kara, bazılarının aktı; ama hepsinin yüreği apaktı. Onları alıp satanların ise hem yüzleri hem yürekleri karaydı. Köle ile köle ticareti arasındaki temel fark bu olsa gerek.
 
Birinden biraz daha güçlü olduğunuz için ona istediğiniz her şeyi ama her şeyi yapabilirsiniz, kendinizi güvenceye almak için onun bir tarafını kesebilirsiniz mesela. Böylece daha güçlü olabilirsiniz, ancak insan olamazsınız. Başkalarına zulmettikten sonra ölen bir güçlünün cenazesine başka güçlüler mutlaka gelir ama o cenazede ‘insanları’ bulamazsınız.

 

Köleliğin Geçmişi

Kölelik tarihte yaygın ve güçlü bir kurum olmuştur. Günümüzde çoğunluk, izlediği filmlerin etkisiyle, Amerika’daki pamuk tarlalarında zenci kölelerin çalıştırıldığını, bir Roma İmparatorluğu’nda kölelerin bulunduğunu sanıyor. Sanırım Kızılderililer ve Aborjinler dışında geçmiş çağların hemen tüm toplumlarında kölelik kurumu vardı. Amerika’nın keşfinden önceki dönemlerde Afrika’da kölelik yaygındı; birkaç yüzyıl öncesine kadar Avrupa’da, Amerika’da (özellikle güneyde), yer yer Asya’da, Yunan’da, Roma’da, Ortadoğu’da, Bizans’ta, Osmanlı’da da köle vardı. Kölelik büyük bir ekonomik ağ oluştururdu.

Tarihe bakıldığında köleliğin çeşitli yollarla ortaya çıktığını görürüz. Bazen savaş esirleri köle durumuna sokulurdu, bazen zorbalar tarafından yurtlarından koparılan kişiler köleleştirilirdi, bazıları –örneğin borçlarını ödemeyenler- gidip kendilerini köle olarak satardı. Bir de köle anababalardan doğrukları için doğal olarak köle kabul edilenler vardı.
 
Olayın tarih içindeki seyrine bakıldığında tek ve basit bir kölelik olmadığı görülür. Örneğin Gana’daki bazı kabilelerde, köle, hizmetçi, vatandaş kavramları iç içe geçmiş haldeymiş. Ancak genelde köle, iradesi dışından çalıştırılabilen, alınıp satılabilen, kendi çocuğunun bile sahibi sayılmayan, efendisi tarafından çocuğu elinden alınıp satılabilen bir insandı.
 
Kaynağı ve niteliği ne olursa olsun tüm kölelerin, nispeten ortak sayılabilecek üç temel özelliği vardır. Özgürlükleri kısıtlanmıştır, emekleri sömürülür ve cinsel istismara uğramaları doğal kabul edilir. (Özellikle kadın kölelerin cinsel istismara uğramaları kaçınılmazdı.)
 
Bir zamanlar kölelere yapılanlar bugün bize insanlık dışı, mantık dışı geliyor. Ancak yapılan ona şey yüzyıllar boyunca, o günün akıllı ve iyi kalpli insanlarına son derece doğal geliyordu. Mesela o büyük filozof, Aristo, köleliğe karşı değildi. Bazı insanların doğuştan köle olduklarını ve yönetilmeleri gerektiğini savunmuştu. Batı’da ve Osmanlı’da pek çok kişi ise, köleleri, ücretleri peşin ödenmiş hizmetkâr kabul eder, köle olmamaları halinde, aç ve sefil kalacaklarını savunurdu. Bu, o gün için iyi bir savunma kabul edilebilir ancak bugün bu tür savunmaları psikolojik savunma mekanizmasının bir ürünü, mesela mantığa bürüme kabul ediyoruz. Her şey bir yana, kölenin ücretinin peşin ödendiği, en azından saçma bir iddiadır. Kölenin emeğinin karşılığı köleye değil, onun yaşamını gasp eden köle tüccarına ödenmekteydi.

 

İstisnasız şekilde, Doğu’da ve Batı’da, geçmiş çağların bütün düşünürleri, din adamları, kölelere iyi davranılmasını öğütlediler ancak ciddi şekilde kölelik durumuna kökten karşı çıkan olmadı. Galiba bir tek Stoik ve Sinikler’in bağlı olduğu iki felsefi okul ve az sayıda Romalı hukukçu, adil olmadığı gerekçesiyle köleliğe karşı çıkmıştır.
 
Osmanlı padişahı Genç Osman’ın halledilmesinin ve katledilmesinin sebeplerinden biri, köleliğe karşı aldığı tavır olabilir. Genç Osman, tekeşli yaşam sürdürmek istedi ve şeyhülismanın kızıyla evlenmeyi düşündü. Padişahın bu davranışı, cariye olayını, sonuçta büyük ihtimalle köle ticaretini ortadan kaldıracaktı. O günkü adıyla İstanbul’daki Avrat Pazarı tarihe karışacaktı. Böyle bir şey olmamalıydı çünkü köle ticaretinde çok büyük bir rant vardı. Sonuçta Genç Osman gitti, köle ticareti kaldı.
 
Köleliğin ortadan kalkması, insan hakları fikrinin yaygınlaşmasıyla, uzun ve sancılı bir süreç sonunda gerçekleşti. Kölelerine yapışan insanlar, köleliği bırakmamak için direndiler. Sözgelişi Osmanlı’da bu süreç ciddi bir mücadeleyi gerektirmiş. Amerika’da ise iç savaşın nedenlerinden biri olmuştu.
 
Bütün bunlara rağmen bugün dünyamızda köleliğin tamamen bittiğini ne yazık ki söyleyemeyiz. Bugün dünyamızda, yukarılarda da belirttiğimiz gibi gemilerle insanlık dışı şartlarda taşınan, denizde boğulmadan bir uzak ülkeye ayak basabilirse, adeta boğaz tokluğuna çalıştırılan insanlar var. Bunlara ‘özgür insanlar’ da diyebilirsiniz, ‘çağdaş köleler’ de.
 
Bugün dünyamızda, tiftikler, pamuk tozları, lifler soluyarak dokuma atölyelerinde, kömür tozu soluyarak maden ocaklarında günde on altı saat civarında çalıştırılan, kötü beslenen, okula gönderilmeyen, oyun oynamalarına izin verilmeyen var.
 
Bu çocuklar, dokumada küçük parmakları işe yaradığı için, madenlerde alçak koridorlarda sürünebildikleri için ve çok çok ucuza çalıştırılabildikleri için tercih edilir. Bu çocukların özgür olduklarını da düşünebilirseniz, çağdaş köleler olduklarını da. Ne düşüneceğiniz sizin özgürlük anlayışına kalmıştır. (Esirler evinin bir üyesi iseniz, bütün bunlara kanıksayan gözlerle bakıp doğal karşılayabilirsiniz, eşitler evinin üyesi iseniz, en azından üzülürsünüz. Üzülmek de, değişmeye giden yolda bir başlangıçtır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here